TAVSİYE ETTİĞİM KONULAR

Blogger Tips and TricksLatest Tips For BloggersBlogger Tricks
  • Bursa Gezi Rehberi

    Evliyaları , Türbeleri,Külliyeleri,Hanları,Yüzyıllık Evleri,Tarihi Kapalı çarşısı,Teleferiği,Tarihi Camileri, Mimari Yapıları,600 Yıllık Çınarları, Tarihi Çarşılı Irgandı Köprüsü,Tarihi Evleri,Kaplıcaları,Çinisi, İpeği,Havlusu,Kestane Şekeri,İskender Kebabı, ,Mudanya’sı,Trilye’si,Cumalıkızık’ı,Misi’si ve Uludağ’ı ile Bursa’yı ziyaret etmeniz için bir çok neden bulunmaktadır.

  • Çanakkale Şehitliği ve Gelibolu Gezi Rehberi

    Güzel Türkiye’mizin hemen her yerinde gezilecek,görülecek ve ibret alınacak nice harika beldeler var. Atalarımızın , bu vatana hizmetlerini anlamaya çalışmak elbette ki biz torunları için çok önemlidir.Bu vatan topraklarında , bu gün özgürce yaşamamızı onlara borçluyuz. Geçmişimizi ve büyüklerimizi anlamamızı sağlayacak en önemli yerlerden biri de Çanakkale Şehitliğidir.

  • Küsmek

    Yine sıkıntılı bir gece, yine evin içinde sessizlik. Ali yalnız başına evin içinde dolaşmaya başladı. Önce biricik kızının odasına girdi. Yerde ki oyuncaklarına baktı. Yatağının üzerindeki yastığını alıp kokladı.Kızının kokusunu içine çekti.Daha sonra,oturma odasına geçti ve koltuğa oturup düşünmeye başladı. Eşi ile yaşadığı kaçıncı kırgınlık kaçıncı küslüktü. Artık bu küs kalmaları haftalarca sürebiliyordu. Aynı evin içinde iki yabancı gibiydiler.

  • Bu Çocukların Suçu Ne?

    Ahmet henüz 8 yaşın da idi.O akşam Annesi ve kız kardeşi ile birlikte yemeklerini erkenden yediler.Babası yine bu akşamda onlarla birlikte yemekte yoktu.Ahmet Annesine sorduğunda,her zamanki cevabı almıştı’’ Gelir yavrum iştedir.İşleri uzadı herhalde.Hadi sen yemeğini bitir ve doğru ödevinin başına git’’.Ahmet yemekten sonra odasına çekilip ödevlerini yapmaya koyuldu.Bitirince de hemen pijamalarını giyip yattı.

  • Güler Yüz Tatlı Dil

    Güler yüz ve tatli dilli olan insanlar , çevresine ışık ve güzellik saçarken,asık suratlı karşısındakine ufacık gülümsemeyi , selamlaşmayı bile çok gören insanların ise çevresine karanlık ve olumsuzluk yaydığına her zaman inanmışımdır.

  • Maddi Borçlardan Kurtulmanın Yolları

    İş ve özel hayatımız da;iş bitirici , objektif , bilgi düzeyi yüksek, istekli, iletişimi kuvvetli insan olalım ama ne olur bunlardan daha fazla doğrucu ve dürüst bir insan olmaya gayret edelim,aradığımız elemanlarda da ahlaki yetkinliğe diğerlerinden daha çok önem verelim. Benim çalışanım hem işini iyi bilen, mesleğinin gerektirdiği sorumlulukları en iyi biçimde yerine getiren ama bunlardan daha fazla ahlaki donanımı yüksek, doğruluğa dürüstlüğe önem veren bir çalışan olmalı.

15 Mart 2012 Perşembe

TEK ÇOCUK MU? YOKSA ÇOK ÇOCUK MU? | 6 yorum:





Merhaba Arkadaşlarım
Bu gün (nereden aklıma geldi ise) evliliklerde  tek çocuk mu yoksa çok çocuk mu daha iyi ,çok çocuksa nereye kadar konusunda ki düşüncelerimi ,kendi ailemden de örnekler vererek paylaşmak istedim.


Hakkımda kısmında da belirttiğim gibi , üniversite de tanıştığım ve mezuniyet askerlik derken soluğu nikah salonunda aldığımız, Niloşum ile evlendikten 3 sene sonra Burak'ımız doğdu. 


Bu duyguyu yaşayanlar çok iyi bilir ,ufacık,fıkır fıkır oynayan bu bedeni, benden bir parçayı , kucağıma aldığım da, tertemiz günahsız bir kalp ve beyinle doğan yavruma bakıp gözümü alamadım.Bir yeri incinecek canı acıyacak diye hep ödüm koptu. 


Neyse yıllar geçti ve Burak bir yandan büyüyorken , bir yandan da Burak’a bir kardeş bize de ikinci bir evlat düşüncelerimiz artmaya başladı.Biraz fazla uzun zaman düşündük her haldeki ,Zeynep doğduğunda Burak 10 yaşında idi.


 Aslında kalabalık aileleri çok severim.Hatta küçükken hep ağabeyime senin kardeşin var benim küçük kardeşim niye yok deyip dururdum.Ne vardı sanki benimde 2-3 kardeşim olsa idi.
Şimdi benim bu sözüm üzerine rahmetli babacığım her halde ;Evladım, demesi kolay,yetiştirmesi zor ,biz sizi bile ne zorluklar ile büyüttük,hele bir sor Annene derdi.Gerçekten öyle .Babam Avukatlık maaşı ile kıt kanaat ama  bizi kimseye muhtaç etmeden yetiştirmek için çalışdı durdu.Prensipli ve çok sorumluluk sahibi bir insandı.Çocuk doğurduktan sonra asıl önemli olanın o çocuğu , devletine milletine dinine ailesine ,topluma hayırlı evlatlar olarak yetiştirmek olduğunu söylerdi. Önemli olan da bu değilmi?


Babam böyle düşünüyordu ama,bu toplumun başka bir yerinde de ; Çocuk kısmeti ile doğar 1,3,5 ne olacak canım soğan ekmek yiyip büyürler,sonra da veririz bir tornacı,kaportacı,boyacı,simitçinin yanına al işte sana büyüverdiler işte diye düşünen abi ve ablalarımız da vardı.Halen de yok değilmi?


Bence evlat sahibi olmak istiyorsak ;
a-) Karı koca olarak durumumuzu gözden geçirecek,
b-)Bir evlat sahibi olduğumuzda, onu hayırlı,iyi,dürüst bir evlat olarak yetiştirmek için gerekli olan maddi manevi birikimlerimizi ortaya koyacak,sonra da
c-)Yüce Yaratıcıya hayırlı ise olsun Rabbim diyerek dua edecek ve vakti zamanını bekleyeceğiz.
İlk çocuktan  sonra ,yine çocuk sahibi olmak istiyorsak,yukarıdaki sıralamayı karı koca olarak tekrar göz önüne alacak ve yine dua edip zamanını bekleyeceğiz. 


Peki çevremde de oldukça çok olan tek çocuklu ailelerimiz neden acaba ikinci bir çocuğu düşünmemiş olabilir?Bunun sebeplerinin de şunlar olduğunu düşünüyorum;


Tek Çocukta Kalma Sebepleri
a-) Ekonomik nedenler ile ikinci bir çocuğa bakma sorumluluğun artması, 
b-) Çocukla geçirilecek zaman yerine soysal faaliyetler de geçirilecek zaman isteğinin artması.
c-) Bu evliliği belki sürdüremem ,sevgim azaldı,gün gelir boşanırım bu kadından/adamdan   düşüncesinin artması 
d-) İkinci çocuk çok istenilmesine rağmen , sağlık nedenleri ile bu doğumun tıbben riskli görülmesi 

e-) Çocuk mucuk istemem ben kariyer yapacağım diyen bayanın artık kocasının ısrarlarına dayanamayıp ilk çocuğunu doğurması ama bu doğumu yaptığında yaşı 40'lara geldiği için ,2.çocuk defterini kapaması.
f-) Ozon tabakası delindi delinecek ,zaten kelaynak kuşlarının da nesli tükenmek üzere,dünyanın sonumu yaklaştı ne düşüncelerinin artması


amaaaaan kısmet bu işler.

Tek Çocuğun Dezavantajları :
 Burada birazda örnekler ile tek çocuğun dezavantajlarından bahsedelim isterseniz.
a-)Şimdi diyelim ki siz tek çocuksunuz ve birileri ile oyun oynamak istiyorsunuz zaman akşamın bir körü,babanız eve paldır küldür bir sinir ile girmiş , annenize posta kutusundan aldığı faturaları gösteriyor ve aslında sizin önünüzde bu konuları konuşmaması lazımken başlıyor bu borçlar nasıl ödenecek diye konuşmaya,tartışmaya; "Vay şu kredi kartını çok kullanmaya başlamışsın,vay 100-TL kuaföre paramı verilir,evde boyasan olmazmı?" vs vs vs Şimdi daha akşamın başlangıcından bu muhabbetleri yaşadığınızda nasıl bu insanlara Anne-Baba benimle oynarmısın diyebilirsiniz ki?.Ama kardeşiniz olsa idi hemen beraber girerdiniz odaya kapatırdınız da kapıları ve siz birlikte oyuna dalar bu hayattan beyninizi uzaklaştırırdınız.Odanın dışardakiler mi kim düşünür onları , onlar tepişsin dursun. 


b-) Bir başka durum ; Tek çocuk olduğunuz için her istediğiniz oyuncak alınmaya gayret ediliyor,en ufak bir ödeviniz Anne Babanız tarafından yapılıyor (oh oh eeee) , sonra parkta top oynarken çok toz çıkardığınız için nazikçe uyaran bir amcanın,vay senmisin benim çocuğumu uyaran denilip üzerine uçuluyor. Sonuçta peki çocukluğunuzda yaşadığınız bu aşırı kollamacı ,şımartıcı durumlar büyüdüğünüzde size nasıl  yansıyor?Doyumsuz+Sorumluluktan uzak+Güvensiz bir insan olarak tabi ki.


 Sevgili arkadaşlarım bu verdiğim örnekler tabii ki bilinçsiz Anne Baba elinde yetişen çocuklar içindi.Yani her tek çocuk, elbette ki bu kategoriye girmez. 


Tek çocukta kalmayıp ;Burak'tan sonra Zeynep'inde doğumunu ALLAH bize çok şükür ki nasip etti.Zeynep'in doğumundan sonra zamanla, Burakta Abi olduğundan dolayı daha bir oturaklılık hissetmeye başladık.Gerektiğinde kardeşi ile ilgili konularda bize yardımcı oluyor,sütünü getiriyor,kaybolan oyuncağını arıyor,kreşte verilen boyama ödevi için kardeşine yardım ediyor vs vs (Ah yerim ben onun abiliğini)
Ama ikinci cocuk için çok fazlada geç kalmamalı.Şimdi sizce kızımın arkadaşları beni gösterip ''Dedende Maşallah genç  gösteriyor,Eee Baban nerde derlermi ki"


Neyse duyar gibiyim,hadi ERKOÇ bitir artık dediğinizi,
Yoksa toplantıya geç kalacağım,yada 
Yoksa benim şu anda rapor hazırladığımı zanneden şefe yakalanacağım,yada Yoksa yemek yanacak,yada 
Yoksa şimdi zil çalacak derse geç kalacağım zaten okul müdürü beni Kara Ambar İlköğretim okuluna tayinimi çıkartmak istiyor.......Neee Müdür bey benimi çağırıyor.Geliyorum Müdür Bey. ERKOOÇ Yedim Seni.


Sonuç olarak
Tek veya çok çocuklarımızı ; Manevi değerlere önem veren,kendilerini seven,kendileri ile barışık olan,geleceğe ümitle bakan,sosyal becerileri yüksek,devlet ve milletine bağlı,topluma faydalı bireyler olarak yetiştirmeyi ve Anne Babalığın yaşam boyu devam eden bir eğitim olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız.


Yüce Yaratıcımız tüm evli çiftlere hayırlısı ile sağlıkla afiyetle 
yetiştirecekleri evlatlar nasip etsin.
Aile hayatı kurup,evlat hasreti çeken kardeşlerimize de ,
hayırlısı ile evlat nasip etsin. 
AMİN

 YORUMLARINIZI DÜŞÜNCELERİNİZİ GÖNDERMENİZ BENİ ÇOK MOTİVE EDİYOR
1 - Aşağıdaki Yorum Gönder adımında ;Yorumumuzu yazıp, Profil Seçi tıklıyoruz.  2 - Profil Seç'te Adı/Url kısmına gelip adımızı veya rumuzumuzu yazıyoruz ve varsa web adresimizi yazıyoruz(yoksa boş bırakıyoruz) ve Yayınla diyoruz.
3 - Adımızı yazmak istemiyorsak;Profil Seç kısmından Anonim'i tıklayıp,Yayınla diyoruz.

      

ERKOÇ



devamı »

11 Mart 2012 Pazar

AİLEM İLE GEÇİRDİĞİM BİR PAZAR GÜNÜNE DAİR | 8 yorum:



Dün akşam yatmam gece 2'yi bulduğundan,bu sabah kızımın hadi babacığım kahvaltı hazır diyen tatlı sesi ile gözümü zor açtım.
Aslında güne erken başlamayı seven bir insanım.Erken başladığımda günü daha dolu geçirdiğime inanıyorum.
Neyse bu gün biraz geciktik işte.


Niloş ve çocuklar ile kahvaltımızı tamamlayıp tam gazetemi elime almıştım ki,kızımın hadi baba oyun oynayacağız diyen ısrarları  başladı.Kem küm hık mık demeye kalmadan kendimi fıstıkcığımın odasında buldum.Ne mi oynadık?Her zamanki gibi evcilik.Fakat ne hikmetse hep ben Anne oluyorum,kendisi abla ve bir de elime bir bebek tutuşturuyor oda kardeşi oluyor.Neler yapmıyoruz ki.Bebeğe oyuncak tencere ile makarnalar pişiriyoruz,köfteler yapıyoruz.Eee tatlısız olurmu bir de sütlaç yapıyoruz.Sözde yemekler hazır olunca ,oturup plastik tabakların içinde plastik kaşıklar ile onları yiyoruz.Bu oynadığımız oyun sırasında kızıma bakıyorumda kendini nasıl oyuna veriyor,kaptırıyor sanki gerçek gibi yaşıyor oyunu.
Bazen bu oyundan sıkılsam da hemen pedagogların yazdıkları aklıma geliyor.
Ne diyor pedagoglar :
''Babanın çocukla evde oyun oynaması, gerektiğinde yemek yedirmesi, masal okuyarak çocuğu uyutması, dışarıya gezmeye götürmesi gibi birlikte yapılan  pek çok şey çocuğa özgüven kazandıracaktır. Babanın yakın ilgisiyle büyüyen çocuklar bedenen daha sağlıklı, insanlarla daha rahat iletişim kurabilen, daha kendine güvenli bireyler olurlar.''


E bizde öyle yapıyoruz işte.Şimdi bilen arkadaşlarım soruyordur "ERKOÇ habire Zeynep'ten bahsettin peki Ağabeyi Burak ile ne yapıyorsun?"
Sevgili dostlarım ,Burak daha anneci oldu ve Niloş'a yatkın oldu.Elbette ki onunla da mümkün olduğunca vakit geçirmeye çalışıyorum ama büyüklerimizin dediği gibi erkek çocuk daha Anneye düşkün kız çocuklar da Baba'ya daha düşkün oluyorlarmış gerçekten.
ALLAH(cc) 
Hepimizin çocuklarını her türlü kötülükten,
kazadan,beladan,nazardan,kem gözden,korusun ve
sevdikleri ile birlikte nice güzelliklere ulaştırsın
İNŞALLAH

"Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz.” 

 Hadis-i Şerif



Oyunumuz bitince şimdi de çizgi film zamanı dedik ve başladık caillou'yu seyretmeye.Çocuklar sayesinde caillo ile birlikte,şirinler,pepe,uzun kuyruk(marsu flaming),pako gibilerine de abone olduk.
Amaaaan benim de hoşuma gidiyor doğrusu.Çünki magazin haberlerin de kim kimin ile görülmüş,hayranları ne demiş,neden gece girdiği barın arka kapısından kaçar gibi çıkmış(neee öylemi olmuş gerçekten) Beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor.Birde Türk dizilerindeki ağlak suratlı insanları seyretmektense , kızımla birlikte caillo'yu , şirinleri seyretmek,oğlumla da discovery channel'da belgeselleri izlemek daha çok hoşuma gidiyor.
Onu da seyrettikten sonra biraz da kendim ile ilgileneyim dedim ve geçtim bilgisayarım başına , bloğum ile ilgili düzenlemeler yaptım,diğer blog arkadaşlarımın yazılarına göz gezdirdim.


Sonrada ne zamandır kütüphanemde duran ve okunmayı bekleyen Engin GEÇTAN'ın İnsan Olmak isimli kitabını aldım elime.Kitaptan kısa bir bölüm:"İkinci Dünya Savaşından bu yana geçen süre içinde çağdaş toplumlar kendine özgü bir olguyu da birlikte getirmiştir. İnsan eskisinden çok daha fazla insanla, çok daha kısa süreli, daha yüzeysel ilişkiler kurma eğilimindedir. Bu, soğuk bir günde karşılaşan bir grup kirpinin öyküsüne benzer. Kirpiler ısınabilmek için birbirine sokulurlar, ama dikenleri birbirine batar. Birbirlerinden ayrıldıklarında ise soğuktan rahatsız olurlar. İleri geri hareket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar. Çağdaş toplumlarda incinmek ve diğerlerini incitmek eskiden olduğundan daha kolay. İnsanlar birbirleriyle eskisine oranla daha çeşitli biçimlerde ilişki kuruyorlar. Bunun sonucu kendimizi koruyacak savunma sistemleri geliştiriyoruz, incinmemek için diğer insanlara tereddütle yaklaşıyoruz." ''Kitap ile ilgili detaylara burdan bakabilirsiniz.


İşte özellikle çocuklarım ile birlikte olduğum bir pazar günüm de böyle güzellikler ile geçti çok şükür.

 YORUMLARINIZI DÜŞÜNCELERİNİZİ GÖNDERMENİZ BENİ ÇOK MOTİVE EDİYOR
1 - Aşağıdaki Yorum Gönder adımında ;Yorumumuzu yazıp, Profil Seçi tıklıyoruz.  2 - Profil Seç'te Adı/Url kısmına gelip adımızı veya rumuzumuzu yazıyoruz ve varsa web adresimizi yazıyoruz(yoksa boş bırakıyoruz) ve Yayınla diyoruz.
3 - Adımızı yazmak istemiyorsak;Profil Seç kısmından Anonim'i tıklayıp,Yayınla diyoruz.

      

ERKOÇ




devamı »

8 Mart 2012 Perşembe

KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN | 2 yorum:





Ben Zarifoğlu Erkoç olarak Bayanları;
Bu halde değil


Bu halde görmek istiyorum

Yani mutlu,umutlu,huzurlu ve emin.
Siz ne dersiniz?
TÜM BAYANLARA SAĞLIKLI MUTLU HUZURLU 
DEĞER GÖRDÜKLERİ VE SEVDİKLERİ İLE BİRLİKTE OLDUKLARI 
NİCE GÜZEL GÜNLER GEÇİRMELERİNİ DİLİYORUM.





Bu arada benim bu yazıyı yazmamda ilham olan İlayda arkadaşımıza da teşekkür ediyor,güzel çalışmalarının devamını diliyorum.



 YORUMLARINIZI DÜŞÜNCELERİNİZİ GÖNDERMENİZ BENİ ÇOK MOTİVE EDİYOR
1 - Aşağıdaki Yorum Gönder adımında ;Yorumumuzu yazıp, Profil Seçi tıklıyoruz.  2 - Profil Seç'te Adı/Url kısmına gelip adımızı veya rumuzumuzu yazıyoruz ve varsa web adresimizi yazıyoruz(yoksa boş bırakıyoruz) ve Yayınla diyoruz.
3 - Adımızı yazmak istemiyorsak;Profil Seç kısmından Anonim'i tıklayıp,Yayınla diyoruz.

      

ERKOÇ

devamı »

6 Mart 2012 Salı

EŞİ VEFAT EDEN KADINA MAAŞ BAĞLANACAK | 3 yorum:



Bu haberi bu gün okuduğumda,hemen ufak bir araştırma yapıp,soru cevap şeklinde  bloğum da paylaşmak istedim.İNŞALLAH nice ihtiyaçlılara ufakta olsa bir yardım olur.


1 - Uygulamadan kimler yararlanabilecek?
Her hangi bir sosyal güvencesi olmayan (ssk,bağkur ve emekli sandığına tabi olmayan) , eşi vefat etmiş hanımlar faydalanabilecek.


2 - Bu yardım için ne zaman ve nereye başvuru yapılacak?
Hiç bir sosyal güvencesi olmayan , eşi de vefat etmiş hanımlar,Mart/2012 sonuna kadar ; Sosyal yardımlaşma ve Dayanışma vakıflarına başvurarak,sisteme girişlerini yaptıracaklar.


3 - Başvurudan sonraki süreç nasıl işleyecek?
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma vakıflarına yapılan başvurudan sonra,oluşturulacak komisyonca bir incele yapılacak.Eğer başvuru sahibi çalışacak durumda ise İşkur'a kaydı yapılıp,iş bulunacak.Fakat durumu çalışmaya elverişli değilse,komisyonun kadının muhtaç olduğuna karar vermesi neticesinde nakit yardım başlayacak.


4 - Yardım tutarı ne kadar ve ne sıklıkla alınabilecek?
Yardım tutarı 250 - TL'dir.İlk ödeme Nisan 2012 de 250 - TL olarak yapılacak.Daha sonra her iki ayda bir 500 - TL ödenecek.(Haziran/2012'de 500 , Ağustos/2012''de 500 - TL ....... şeklinde devam edecek)


5 - Bu yardımı alan hanım evlenirse yardım almaya devam edecek mi?
Hayır.evlenildiği takdirde,verilen yardımda iptal edilecek.


6 - Başvuruların yapılabileceği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları nerdedir?


Bursa Osmangazi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı:
Osmangazi Kaymakamlık Binası Kat:3 Altıparmak Caddesi
Osmangazi/BURSA Tel: 220 86 10


Bursa Nilüfer Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı:
İhsaniye Mahallesi Ahmet Vefik Paşa Cad.No:23 
Hükümet Konağı Nilüfer/BURSA Tel: 240 32 00


İstanbul Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürlüğü:
Prof.Kazım İsmail Gökhan Caddesi Hüdaverdi Apartmanı No: 5 Fatih - İSTANBUL Telefon-1 : 0 212 512 05 26 Telefon-2 : 0 212 519 45 88  


Diğer il ve ilçelerdeki adresleri burdan öğrenebilirsiniz






         
ERKOÇ


devamı »

4 Mart 2012 Pazar

BLOĞUM 1 AYLIK | 4 yorum:


Merhaba
Genelde 1 yaşı doldurduğunda böyle kutlamalar yapılır değilmi? Amaaan ne yapayım, benimde az önce içimden geldi bu yazıyı yazmak ve büyük bir heyecan ve hevesle açtığım bloğumun ilk ayını siz değerli dostlarımla kutlamak istedim.

Bloğumu kurmaya karar verdiğimde önce tereddüt yaşamıştım bloğu acaba nasıl oluşturabilirim,yürüte bilirmiyim diye.
Daha sonra ERKOÇ dedim sen hele bir başla, duygularını düşüncelerini bilgilerini yazarak paylaş, bu yazılanları sadece çevrendeki dostların okusa o bile kardır. Hem sen değilmisin yazmayı konuşmaktan daha çok seviyorum diyen,sen değilmisin duygularımı yazarak daha iyi anlatabiliyorum diyen işte sana bir yol kur bloğunu ve yaz yazılarını.
Bu düşüncelerle kurdum erkocblogspot.com'u ve bundan bir ay önce 02.02.2012 tarihinde de ilk yazımı yazdım.Doğrusu gerçekten büyük heyecanmış.
Önce ,canım ne olacak sanki gazetede yazımı yazıyorsun,başka kimse okumazsa sen kendin için düşüncelerini kağıda geçirmiş oluyorsun, ileride kısmetse torunların okur diye düşünürken bir yandan da heyecanınızı daha fazla bastıramayıp yazıyı yazdıktan sonra başlıyorsunuz yorum beklemeye  ve bloğun istatistiklerini takip etmeye.Acaba bu gün kaç kişi bloğuma girmiş,kaş kişi hangi yazımı okumuş,kaç kişi yorum yapmış ve izlemeye almış diye.İstatistiklerden okunma sayısının her gün arttığını gördükçe de ağzınız yavaş yavaş kulaklarınıza varmaya başlıyor.:)
Geçen gün bir arkadaşım.Bu bloğu bu hale getirmek için kaç para ödediğimi sordu.Sevgili arkadaşlarım, ben bu blog için tek kuruş para ödemedim.Bugün bir yerlere geldi ise bu tamamen emek ve özellikle Serdar KARA gibi   henüz kendisi ile tanışmadığım,sadece bloglarımız aracılı ile buluştuğumuz, ama bana teknik konularda çok yardımcı olan arkadaşların ve her zaman yanımda hissettiğim siz değerli arkadaşlarım sayesindedir.

Bu blog sayesinde çevremdeki dostlarım arkadaşlarım dışında farklı şehirlerden,bir çok arkadaşım oldu.
Bazen karamsarlığa düştüm acaba yazılarım beğeniliyormu diye fakat bir çok arkadaşım yazılı olarak bana aşağıdaki düşüncelerini ilettiler;Özet olarak
1-ERKOÇ,yazılarının kişisel ve orijinal yazılar olması sıkılmadan keyifle okunması senin için büyük avantaj
2 - Bazı yazılar vardır okumak istersin ama okurken sıkılırsın seninki öyle değil,yazılarının içten olması ve karşındaki ile konuşuyormuş gibi yazılmış olması insanı konuya daha bağlıyor..
Bu düşünceler beni bloğuma ve yazmaya daha da ısındırdı.
Bloğumun ilk teması konusunda ustalardan eleştiri vardı.Gözü yoruyor ve yazıya odaklanmayı engelliyor diye bende temamı sadeleştirdim.

Bu arada Hürriyet.com bünyesindeki bumerang üyeliğine başvurdum.İnceleme sonrası bloğum; Hürriyet.com bumerang altın üyeliğine kabul edildi.Bunun üstü,  en üst kategori olan Platin üyelik şimdiki hedefim bu üyeliğe yükselmek,platin üye olduğumda yazılarım yazarkafe'de yayımlayabileceğim.

İlk 1 ayın bir değerlendirmesini yaparsam ;
İlk bir ay içinde 16 yazı yazmışım
ilk bir ayda bloğum, toplam 670 okunma sayısına ulaşmış.

Bu 1 aylık dönemde bloğumu ziyaret eden,tanıdığım veya tanımadığım bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.Ayrıca bu bloğum ile ilgili teknik yardım konusunda bana her zaman destek olan  http://bloghocam.blogspot.com/ sahibi Serdar KARA beye de çok teşekkür ediyorum.

Seneye kısmetse bloğumun 1.yaşını kutladığımda aşağıdaki pastayı hep birlikte paylaşmak ümidi ile.



devamı »

26 Şubat 2012 Pazar

FETİH 1453 FİLMİ İLE İLGİLİ OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM | 4 yorum:




Merhaba Dostlar

Hafta sonu Fetih 1453 filmini gittim.Fazıl SAY gibi kimileri filmi beğenmemiş ,Yılmaz ÖZDİL gibi kimileri de , film hakkında alaya kaçan yorumlar yapmış olsa da hatta kimileri de , diyalogları 6 yaşında otistik bir çocuğa yaptırdılar her halde gibi, seviyesiz ve eleştirininde dozunu kaçıran görüşlerde bulunmuş olsalar da, ben filmi beğendim ve bu filmin, Türk sinemasının çıtasını daha da yükselteceğini düşünüyor ve filmin gösterime girdiği ilk dört gün içinde izleyen 1 milyon 400 bin kişinin çoğunluğunun da benim ile aynı görüşte olduğuna inanıyorum.

Merak etmeyin bu yazıda uzun uzun filimden bahsedecek değilim,hatta son bir haftada belki milyon kere yapılan , Filmin sonunda ne oluyor biliyormusun,sonunda Fatih İstanbul'u fethediyor geyiğini yapacak da değilim.Bu yazımda size Fatih Sultan Mehmet'ten,Şehzade Orhan'dan,Ulubatlı Hasan'dan  bahsedeceğim.Bu yazıyı okuduktan sonra,filmi izlediğinizde bazı şeylerin daha oturacağına inanıyorum.

 1 - Fatih Sultan Mehmet'in Gençlik Yılları ve Tahta Geçişi :

Osmanlı padişahlarının 7.olan ; Fatih Sultan Mehmet, 30 Mart 1432'de, o dönemde Osmanlı Devleti’nin başkenti olan Edirne'de doğdu. Altıncı Osmanlı padişahı olan II. Murad’ın Hüma Hatun'dan olan oğluydu.
 Molla Güranı gibi dönemin ünlü bilginlerinden özel dersler alarak yetişti.
Alim, şair ve sanatkârları toplar ve onlarla sohbetten çok hoşlanırdı. Gayet soğukkanlı ve cesurdu. Eşsiz bir kumandan ve idareci idi. Yapacağı işler hususunda, en yakınlarına bile hiçbir şey sızdırmazdı. Küçük yaşlarda tahsiline ve yetiştirilmesine çok önem verilen Şehzade Mehmet devrin en mümtaz alimlerinden ilim öğrendi.İlk hocası Molla Yegan’dı.Akşemseddin hazretleri şehzadenin her şeyi ile bizzat ilgilendi.
 Fatih Sultan Mehmet’in eğitimine çok önem verilmişti.Hocaları Ak şemsettin, Molla Güranı, Molla Zeynel idi.Hatta İtalyan hocaları da vardı.Seferde olmadığı zamanlarda günde dört saat kitap okuyordu.
12 yaşına gelince devlet idaresini öğrenmesi için Manisa’ya vali olarak gönderildi. Kısa süre sonra babası tarafından tahta çıkarıldı. Bu sırada Şehzade Fatih henüz 13 yaşındaydı fakat bundan faydalanmak isteyen yeni bir haçlı ordusunun Türk topraklarına girmesi üzerine Fatih Sultan Mehmet, babasını tekrar tahta davet etti. 1451 tarihinde babası II.Murad’ın vefatı üzerine Fatih Sultan Mehmet, ikinci defa Osmanlı tahtına oturduğunda henüz 19 yaşındaydı. Fatih babası ve ecdadını zamanında zapt olunamayan Bizansı ele geçirip Peygamber Efendimizin ‘İstanbul mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir’ müjdesine mahzar olmak istiyordu. 1443’te, çocuk yaşta Manisa sancak beyliğine atanınca, hocaları ve danışmanlarıyla birlikte Manisa’ya gitti.
 II. Murat, Balkanlar’da ve Anadolu’da çeşitli sorunların yaşandığı bir ortamda Mehmed’i Edirne’ye çağırdı Ağustos 1444’te tahtı oğluna bıraktı.
II. Mehmet tahta geçtiğinde henüz on iki yaşındaydı. Deneyimsiz bir çocuğun padişah olması, Osmanlılarla çatışma halinde olan devletleri umutlandırdı. Bir Haçlı ordusu Tuna Nehri'ni aşıp Varna’yı kuşattı. II. Mehmet ve Sadrazam Çandarlı Halil Paşa Anadolu'da bulunan II. Murad'ı Edirne'ye çağırdı. II. Murat, 10 Kasım 1444'te Varna Savaşı’nda Haçlı ordusunu bozguna uğrattı. II. Mehmed’in padişahlığı Türk soylu Çandarlı Halil Paşa ile yeni padişahı destekleyen devşirme kökenli Zağanos Paşa ve Şihabeddin Paşa arasında şiddetli bir güç çekişmesine yol açmıştı. II. Murad’ın tahta dönmesini isteyen Çandarlı Halil Paşa, el altından bir yeniçeri ayaklanmasını destekledi ve II. Mehmed’i tahttan çekilmek zorunda bıraktı...
 II. Murat Edirne'ye dönerek Mayıs 1446’da yeniden tahta geçti. Mehmet sancak beyi olarak Zağanos Paşa ve Şihabeddin Paşa’yla birlikte Manisa'ya döndü. Bu dönemde Mehmet, 1448 ve 1450'deki Arnavutluk seferlerine katıldı. Babası ölünce de 18 Şubat 1451’de Edirne'de ikinci kez tahta çıktı. Fatih Sultan Mehmet, Varna Savaşı'ndan önce Sadrazam Çandarlı Halil Paşa'nın tahta davetini reddeden babasına "Eğer padişah sen isen ordunun başına geç, eğer padişah ben isem emrediyorum ordunun başına geç" sözü ile, henüz çocuk yaşta iken, düşündürücü ve zeka dolu bir paradoks sunmuştu.

2- Filimde ismi geçen Şehzade Orhan Kimdir?

Bugünlerde Fetih 1453 filmini izleyenlerin kafasına bir soru takılıyor Şehzade Orhan kimdir? Şehzade Orhan 5. Osmanlı padişahı olan 1. Mehmet’in Ağabeyi Emir Süleyman’ın torunudur. Emir Süleyman Fetret döneminde bir dönem tahta otursa da taht kavgasını kardeşlerine kaybetmişti. Bu nedenle şehzade Orhan Osmanlı tahtında hak iddia etmiş ve bir çok kez isyan çıkarmıştır. Çıkardığı isyanlar bastırılınca Bizans İmparatorluğuna savunmuştur.
 Bizans İmparatorluğu Şehzade Orhan’ı elinde bir koz olarak kullanmış, Osmanlıyı köşeye sıkıştırmak için Orhan’ı Türk boylarını kışkırtmakla görevlendirmiştir.Sürekli Orhan Çelebi'yi Anadolu’ya gönderip ayaklanma çıkartma tehdidinde bulunuyor, bunun yapılmaması karşılığında Osmanlı'dan haraç alıyordu. Osmanlıdan 300 bin altın altın alırken Fatih tahta çıkınca bu ücreti 600 bine çıkarmak istemiş Fatih Sultan Mehmet bunu kabul etmeyerek haracı kesmiştir. Bu olay İstanbul’un fethini hızlandırmıştır. İstanbul’un fethi sırasında Şehzade Orhan Bizans saflarında savaşmış 600 askeriyle birlikte Samatya surlarında Osmanlıya karşı savaşmıştır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u ele geçirince surlardan atlayarak intihar ettiği bir başka kaynakta ise yakalanıp idam ettirildiği bilinmektedir.

3 - Fatih'in,Sultan Olmasaydım Ulubatlı Hasan Olmak İsterdim Dediği Hasan Kimdir ?

Filmde Ulu batlı Hasan karakteride ön plana çıkartılmış.Bu rolü İbrahim ÇELİKKOL'da çok güzel oynuyor.Bu oyuncunun İffet dizisindeki Cemil'i oynadığını da eşimden öğreniyorum.(Sırası mıydı şimdi)
Peki kimdir Ulubatlı Hasan?
Ulubatlı Hasan, İstanbul surları üzerinde ilk Türk sancağını dikerken şehit düşen yiğit askerdir. 1428 yılında Bursa'nın Ulubat köyünde doğdu. Fatih Sultan Mehmet'in kumandasında Ordu-yı Hümayun'a asker olarak İstanbul kuşatmasına katıldı. 1453 yılındaki büyük taarruz sırasında İstanbul surları üzerine ilk Türk sancağını dikerken şehit düştü.Türkün bayrağı ve yeniçerinin serpuşu artık surların üzerinde idi. Elli üç günlük direnişi kökünden tüketen an gelmişti. Öte yandan sancağın Bizans surları üzerinde dalgalandığını gören Türk askeri coşmuş ve bir ok gibi atılmış ve İstanbul Fethedilmişti. Çok genç yaşta şehitlik rütbesini kazanan Ulubatlı Hasan'ın vücuduna 27 ok saplanmıştı. Arkadaşları bu okları çıkardılar ve bu mübarek şehidi Fatih'in huzuruna götürdüler. Fatih Sultan Mehmet Han, dua ettikten sonra şöyle demiştir: "Ulubatlı Hasan'ım! Ne kadar şanlısın. Eğer sultan olmasaydım, Ulubatlı Hasan olmak isterdim!" Fethin bayraklaşmış bir kahramanı olarak adı beş yüz yıldan beri gönüllerde yaşar. Ulubat'ta adına dikilmiş bir anıt vardır.

4- İstanbul'un Fethinden sonra ne oldu ?

İstanbul'un fethi, çok önemli sonuçları da beraberinde getirdi. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'un fethinden sonra batıdaki hakimiyeti pekiştirmek, sınırları genişletmek, İslam'ı en uzak yerlere kadar yaymak ve Hristiyan birliğini bozmak amacıyla Avrupa üzerine bir çok seferler düzenledi. Sırbistan (1454,1459), Mora (1460), Eflak (1462), Boğdan (1476), Bosna-Hersek, Arnavutluk, Venedik (1463-1479), İtalya (1480) ve Macaristan seferleriyle Osmanlı İmparatorluğu Avrupa'daki hakimiyetini pekiştirdi. Sırbistan Krallığı tamamen ortadan kaldırılıp Osmanlı sancağı haline getirildi, Mora tamamen fethedildi, Eflak Osmanlı eyaleti yapıldı, Bosna tekrar Osmanlı hakimiyetine alındı, Arnavutluk ele geçirildi. 16 yıl süren Osmanlı-Venedik Deniz Savaşları sonunda Venedik barış imzalamayı kabul etti. İtalya'ya yapılan sefer sırasında Roma'nın fethi açısından çok önemli bir merkez olan Otranto, fethedildi ancak Fatih Sultan Mehmed'in ölümü üzerine kaybedildi.


5 - Fatih Sultan Mehmet'in Ölümü :

 Fatih Sultan Mehmet 1481 yılı Nisan ayının sonunda 300 bin kişilik bir orduyla İstanbul'dan hareket etti. Bu kadar büyük bir ordunun hedefini neresi olduğunu sadece kendisi biliyordu.Fatih gelenek haline getirdiği usulüne uyarak bu seferde amacını ve nereye yöneleceğini kimseye söylemedi. Seferin Mısır'ın Sultanı üzerine mi, yoksa Rodos üzerine mi bilinemedi. Ordu Üsküdar'dan Gebze'ye doğru yürüdü. Ancak Hünkar Çayırı'na geldiği zaman bir süreden beri sağlık durumu bozulmuş olan padişah duraklamak zorunda kaldı.üsküdar'ı geçip, malta ile gebze arasındaki çayırlığa otağını kurduran padişaha hususi doktoru yakup paşa bir bardak şerbet sundu. fatih sultan mehmet şerbeti içtikten birkaç gün sonra rahatsızlandı. tedavisi için yine aynı doktor tesiri her gün biraz daha fazlalaşan zehiri ilaç olarak sundu. nitekim 3 mayıs 1481'de iyice rahatsızlaşarak son nefesini vermiştir.Prof.Dr.İlber ORTAYLI'nında içinde bulunduğu kimi tarihçiler Fatih Sultan Mehmet Hanın zehirlendiği görüşündedir.
Ölümünden sonra oğlu Bayezit tahta çıktı. Fatih Camii'ndeki Türbesinde tek başına yatmaktadır.

6 - Özetle Fatih Sultan Mehmet:

 Sultan Mehmet, çok az gülen, daima çalışma halinde olan cömert,iyi kalpli,atılgan,gayelerine ulaşmada inatçı,.Zevk ve sefadan uzak,nefsine hakim,6 dil bilen.Seferde olmadığı zamanlarda günde 4 saat kitap okuyan  bir cihan devleti pesinde olan 7.Osmanlı Padişahı idi.

ZARİFOĞLU ERKOÇ DİYOR Kİ :
                  İNŞALLAH  birçok yapımcımız ve yönetmenimiz, tarihi gerçeklere uygun olarak, şanlı tarihimizi anlatan böyle nice filmlere imza atarlar. 
Fetih 1453 istenildiği zaman harikalar başarabileceğimizi, Hollywood ölçütlerine uygun eserler yapabileceğimizin bence çok güzel bir örneğidir.
Türk tarihini anlatan böylesi güzel filimlerin gösteriminin,Türk gençliğine,Recep İvedikten,Kurtlar vadisinden,Harry Potter'den çok daha fazla faydalı olacağının tartışılmaz bir gerçek olduğunu düşünüyorum.

Filmin 3 Dakikalık Fragmanı :






ERKOÇ
devamı »

25 Şubat 2012 Cumartesi

ÇANAKKALE ŞEHİTLİĞİ - GELİBOLU YARIMADASI GEZİ REHBERİ | 22 yorum:



             Güzel Türkiye’mizin hemen her yerinde gezilecek,görülecek ve ibret alınacak nice harika beldeler var.
             Atalarımızın , bu vatana hizmetlerini anlamaya çalışmak elbette ki biz torunları için çok önemlidir.Bu vatan topraklarında , bu gün özgürce yaşamamızı onlara borçluyuz.
           Geçmişimizi ve büyüklerimizi anlamamızı sağlayacak en önemli yerlerden biri de Çanakkale Şehitliğidir. Yaklaşık bir yıllık Çanakkale Savaşlarını, detayları ile incelediğimizde,atalarımızın ne kadar büyük insanlar olduklarını daha iyi anlar,onların sahip oldukları o tarif edilmez ruh derinliğini iliklerimize kadar hissedebiliriz.Ve hepsinden önemlisi o ruh derinliğine sahip olunduğunda kişinin dünyaya meydan okuyabileceğini anlar,hayretler içinde kalırız.
              3-4 sene öncesinde , Fatih Üniversitesi Öğretim Görevlisi Sn.Talha UĞURLUEL beyin rehberliğinde Çanakkale Şehitliğini eşim ile birlikte gezmiştik.Talha Hocamın da o güzel anlatımları ile gezerken o kadar çok duygulanmıştık ki zaman zaman eşimle birlikte göz yaşlarımızı tutamadık.O insanlar ki bizler için kanlarını akıtmaktan kaçınmamışlar , bizler gözyaşı dökmüşüz çok mu? 


              Aslında ilk fırsatta oğlumu da Çanakkale şehitliğine götürmek istiyorum.Biraz daha büyüdüğünde de kızımı.(Henüz 5 yaşında).Gidenler bilir,şehitliğin bir başka havası vardır.Sanki dolaşırken 57.000 olduğu belirtilen şehitlerimizin arasında yürüyormuşuz,onlarda yanımızda bizi seyrediyorlarmış gibi gelir.
Bu büyüklerimiz , güzel ülkemin dört bir yanından , Çanakkale'ye gelmişler ve imanımızla,yüreğimizle bizde varız,bu ülkenin parçalanmasıza izin vermeyiz diyerek koşturmuşlardı.
Talha hocanın rehberliğinde şehitliği gezerken,eşim ,toprakta bir mermi bile buldu.Düşünün 97 yıl öncesinde ki savaşta atılan milyonlarca mermiden biri idi.Savaşta 1 metrekarelik alana 6000 mermi düştüğü ifade edildiğinde,bizim yılar sonra toprağın içinden bir mermi bulmamız çokta sürpriz olmasa gerek.


Neyse sözü fazla uzatmadan gelelim gezimize ;Ancak geziye başlamadan önce,1984 yılına gideceğiz ve okuduğumda vay be elin adamı bizi bizden daha iyi tanıyor dediğim bir kıssadan hisse ile başlayacağız.
             
             Yıl 1984.Ülkesinin geleceği adına çözüm yolları araştıran Türkiye, eğitim konusunda bir araştırma yaptırmak için,Japon pedagogları , ülkemize davet eder.Eğitim konusunda uzman olan bu heyet,Türk gençleri hakkında araştırma yapmak üzere ülkemize gelirler.Bir süre , ülkemizin değişik yerlerinde görüşme ve temaslarda bulunurlar.
Nihayet araştırma sonuçlarını açıklamak üzere , dönemin başbakanı Sayın Turgut ÖZAL’ın yanına çıkarlar.Araştırma sonuçlarını açıklarlar
             Heyetin vardığı netice gayet açık ve kısadır. Sizin gençlerinizde milli şuur yok. 
 Japon eğitimcilerinden oluşan heyetin bu düşüncesi üzerine , kendilerine şu soru sorulur. 
 -Peki siz Japon gençlerine milli şuur verme adına neler yapıyorsunuz? 
 Japon heyeti bu soruya şöyle cevap verir 
 -Biz gençlerimize,daha ilkokula başlamadan şok testler uygularız.Mesela,uçak gibi hızlı giden trenlerimize bindirir,bir tur yaptırırız.Çok katlı yollardan da geçen tren onları şöyle bir sarsar.Sonra robotlarla çalışan büyük fabrikalarımıza götürür,gezdiririz.Mini mini çocuklarımız teknolojinin baş döndürücü neticesini görerek şok olurlar,hayranlık duyarlar.Bu şoktan sonra onları Hiroşima’ya,Nagazaki’ye,götürürüz.
İkinci dünya savaşı sırasında atom bombası ile müthiş surette tahrip edilen bu bölgeleri biz aynen koruyoruz.Onları da çocuklarımıza bilgiler vererek gösteririz.
Hiç bir canlının ve bitkinin hayat bulmasına imkan vermeyen atom bombasının bu güne uzanan etkilerini hayretle seyrederler.Tabidir ki çocukların bütün görüp dinledikleri,masum ve temiz ruhlarında derin ve etkili izler bırakır
Bütün bunların ardından da onlara deriz ki :
 -Eğer sizler çalışmaz,sizden öncekileri geçmez iseniz,vatanınızı işte böyle düşmanlar bombalar,yakar ,yıkar ve hiçbir canlının yaşayamayacağı bir hale getirir,sonrada çeker gider.Çalışırsanız,bindiğiniz hızlı trenleri bile geçecek yeni araçlar yaparsınız.Daha da gelişmiş fabrikalar kurarsınız.Üstel, hiçbir düşman size saldırmaya cesaret edemez.Ülkeniz milletiniz yücelir,yükselir,daima bütün insanların saygı duyduğu bir konumda kalır.şimdi artık çalışkan olup olmama kararını kendiniz veriniz.
Çalışmak ve ülkenizi sevmek zorunda değilmisiniz? Artık bunu siz düşünün ve kararınızı verin. 
 Çocuklarımız bununla ikinci bir şok yaşarlar ve bu şoklarla iyi bir Japon olmaya doğru güçlü bir adım atmış olurlar.

              Türk mili eğitiminin yetkilileri,Japon gençlerine nasıl milli şuur kazandırıldığını öğrendikten sonra sorarlar, 
 - Peki biz , Türk gençlerine milli şuur kazandırma adına ne yapmalıyız?   
 - Bildiğimiz kadarı ile sizin , gençleriniz için bir çok Nagazaki’’niz ne Hiroşima’nız var.Bizimkinden çok daha önemli bunlar.
En önemlisi de Çanakkale Savaşlarının geçtiği bölgedir. Birinci dünya savaşının bu bölümü gençlerinizin şok olması için yeterde artar bile. Bir metrekare toprağa altı bin adet merminin düştüğü yerdir Çanakkale. Böyle bir savaştan Türkler her şeye rağmen galip çıkıyor,olmazı olur hale getiriyorlar.
En gelişmiş teknolojiye ve donanıma meydan okuyarak, İMANIN galip geldiğinin ispatını yapıyorlar.
Üstelik karşılarında tek bir düşman değil,birleşmiş güçler,sizin tabirinizle yetmiş iki buçuk millet var.İşte bu tablo ve bu bölge , gençlerinizin milli şuurunun gelişmesine fazlası ile yeter.Bunun için gençlerinizi guruplar halinde Çanakkale’ye götürmelisiniz.Her Türk genci Çanakkale savaşlarının olduğu bölgeyi mutlaka gezmeli,görmeli ve öğrenmelidir. 
Ve o gençlere denmelidir ki: 
 -Sizler çalışmazsanız birlik içinde olmazsanız, düşmanlar Çanakkale’ye geldikleri gibi bu defada başka şartlar altında başka şekilde gelirler,size yaşamayı haram ederler.Çalışır birlik içinde olursanız,teknolojiyi yakalarsanız,barışa katkıda bulunur,vatanınızı müreffeh bir hale koyarsınız’’


İşte Japon eğitimcilerden oluşan heyetin açıklaması böyledir. İşin bir acı yanı bu öğütleri onlardan alıyor olmamız,bir diğeri ise böyle dev bir tarihe sahip olduğumuz halde gençliğimizin milli şuurdan,manevi değerlerden,ve de atalarından kopmuş olmasıdır. 
            Bu sebeple , bir milletin varlık ve yokluk savaşı verdiği o mukaddes topraklara , Gelibolu Yarımadasına çocuklarımızla birlikte gidelim ve atalarımızın bizlere fısıldadıkları şeyleri duymaya çalışalım. 


GEZİ BAŞLIYOR 

 Gelibolu Milli Parkını- K 40.21202° , D 26.27671° 
Eğer bir gün içinde gezmeyi planlıyorsak geziye sabah mümkün olduğunca erken başlamalıyız. 


 ÖĞLE ÖNCESİ GEZİ PROGRAMI :

 Eceabat-K 40.18484° , D 26.35605° 
Gelibolu Yarımadasında bulunan şirin bir ilçedir.Çanakkale’den feribotlar ile veya İstanbul yada Edirne üzerinden Gelibolu geçilerek,Eceabat’a ulaşılır.Eceabat’ta feribot limanının yanında uzanan sahil yolunu takip ettiğimizde karşımıza Milli Park Tanıtım Merkezi- K 40.20349° , D 26.35417°çıkacaktır.1987 yılında hizmete giren bu kurum bir müzeye sahiptir.


 Çam burnu Şehitliği Dur Yolcu Silüeti- K 40.15682° , D 26.37165 
Milli Park tanıtma merkezinden biraz daha ilerlediğimizde,önümüzdeki yolun sağ tarafında çam ağaçları ile kaplı bir tepede bir kitabe görürüz 1962 yılında yaptırılan bu kitabede ‘’Burada Balkan ve Çanakkale savaşlarında Şehit düşen binlerce kahraman yatar’’yazılıdır. Yanından geçmekte olduğumuz askeri birliğin hemen üzerindeki tepede bir Mehmetçik silüeti ile Dur Yolcu şiiri yazılıdır ve bu toprakların önemi hakkında gelen geçen herkese önemli şeyler anlatmaktadır.

Dur yolcu!Bilmeden gelip bastığın 
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir. 
Eğil de kulak ver,bu sessiz yığın 
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.


Bu tümsek koparken büyük zelzele 
Son vatan parçası geçerken ele Mehmet’in düşmanı boğduğu sele 
Mübarek kanını kattığı yerdir.

 Düşün ki haşrolan kan kemik,etin 
Yaptığı bu tümsek,amansız çetin 
Bir harbin sonunda bütün milletin 
Hürriyet zevkini tattığı yerdir. 


 Kilit bahir Kalesi- K 40.14780° , D 26.37965° 
Gezi grupları Çanakkale Milli Parkını gezmeye genellikle Eceabat yönünden başlarlar.Eceabat tan Mecidiye Tabyaları’na giderken az ilerde deniz kıyısında görkemli surları ile Kilit bahir Kalesi ile karşılaşırsınız.1462 de Fatih Sultan Mehmet tarafından yapılan ve denizden gelecek olan herhangi bir düşman taarruzuna engel olmak maksadı ile yapılan bu kale Çanakkale savaşında da ordumuz tarafından kullanılmıştır.Savaş alanının biraz dışında kalması sebebi ile Seddülbahir Kalesi kadar yıpranmamıştır.

 Namazgah- K 40.14610° , D 26.38005° ve Hamidiye Tabyaları- K 40.14312° , D 26.37741° 
Kilit bahir Kalesinin devamında Namazgah tabyalarını görürüz. Denizden bakıldığında normal gibi görülen tepeler, karadan bakıldığında muhteşem bir kamuflaj ile gizlenmiş barınak ve cephanelikler haline geliverir. Artık savaş alanlarına çok az kalmıştır. Birkaç km. sonra Mecidiye Tabyasına geliriz. Yani 18 Mart deniz harekatında Seyit Onbaşı’nın vazife yaptığı yer. Ocean zırhlısını batıran mermiyi gönderdiği yer. Seyit Onbaşı hala oralarda kucağında bir mermi o günleri hatırlatırcasına orada durmaya devam etmektedir. Bizlerde onun durduğu yerde durur ve oradan boğaza bakarız. Düşmanın yenilmez armada dedikleri dev donanmanın uğradığı hezimeti o gün gibi görmeye çalışırız. Cideli Mahmud’da orada öyle yapmıştı. İki bacağı düşman saldırısında kopmuş ve kan kaybından iyice halsizleşmişti. Ama fırlattığı top mermisi de Bouve’yi batırıyordu. Kendisini sargı yerine götürmek isteyenlere engel olarak – “Beni burada bırakın ben Bouve’nin batışını seyretmek istiyorum” demiş ve bu seyir esnasında ruhunu Rahman’a teslim etmişti.

 Seyid Onbaşı Anıtı- K 40.14083° , D 26.37536° 
Burası,Mecidiye tabyasında numaratör olarak vazife gören Koca Seyid’in , 18 Mart günü meydana gelen deniz savaşında 175 kg.lık mermiyi kaldırarak Ocean zırhlısını vurduğu yerdir.Anıtta mermi Seyid onbaşının kucağında gibi gözükse de gerçekte Koca Seyid mermiyi sırtına alarak kaldırmıştır. 
Koca Seyid diyor ki: 
Baktım ki 14 arkadaşım şehit olmuş.Bir ben kalmışım, bir arkadaşım Niğdeli Ali birde batarya komutanı Yüzbaşı Hilmi Bey.Arkadaşlarımın bu şekilde gözlerimin önünde şehit edilmesini içime sindiremedim.Anamın bana öğrettiği duaları okudum.Size izahını yapamayacağım bir şeyler doldu içime.Mermini yanına koştum.Topun vinci de bozulmuştu.O mermiyi bir kez kaldırdım.Niğdeli Ali beni biraz destekledi.Basamakları çıkarken kemiklerimin çatırtısını duyuyordum.Mermiyi namluya sürdüm,patlattım isabet ettiremedim.Üçüncü mermi ile onların en büyük zırhlılarından Ocean zırhlısını dümen kısmından vurdum.Zırhlı kendi etrafında dönmeye başladı.

 Yıllar sonra tarihler 1936 yılını gösterdiğinde , Atatürk’ün yolu , Koca Seyid’in yaşadığı Havran’a düşmüştü.Atatürk buraya geldiğinde , Çanakkale savaşında bizzat görüştüğü ve başından geçenleri kendisinden dinlediği Koca Seyid’i hatırladı.Mahalli yetkililere Koca Seyid’i sordu fakat hiçbiri onu tanımıyorlardı.Atatürk hemen Koca Seyid’i bulmalarını istedi ve ordakilere hitaben: 
-Sizi onunla tanıştırmak istiyorum.Tanımıyor olmanız milletin kahramanlarına vefasızlıktır.Kendisini tanıyın ki , bu topraklar üzerinde yaşamanın bir bedeli olduğu bilinsin.dedi 
 Uzun uğraşlar sonunda Seyid’i buldular.Onu önce yıkattılar,ardından traş ettiler.Üzerindeki elbiseleri çıkartarak Nahiye müdürünün elbiselerini giydirdiler.Bu şekilde paşanın karşısına çıkarttılar.Paşa karşısında bu kıyafetler içinde birini beklemiyordu.Ama onu toplumun içinde utandırmamak için iltifat etti. 
-Koca Seyid bu elbise sana çok yakışmış onu nereden satın aldın? 
-Paşam sizin geldiğinizi bana haber verdiler.Çok sevindim.Beni arattığınızı duyunca dünyalar benim oldu.Bana bu elbiseyi giydirdiler.Kaymakam bey böyle uygun gördü. 
 Konuşma sonrasında Atatürk orada bulunanlara gereken dersi vermeyi ihmal etmedi. 
Siz vatan için ,millet ,için,namusu için,canını ortaya koyan böyle insanları bu kadarmı tanıyorsunuz? Eğer siz onları tanımazsanız geleceğinizi göremezsiniz.Hedeflerinizi bilemezsiniz. 


 Mecidiye Tabyası- K 40.14288° , D 26.37688° 
Seyid Onbaşı Anıtı’nın hemen arkasında,yolun karşı tarafında bulunan küçük tepeyi çıktığınızda Mecidiye Tabyasında vazife gören 18 Mart günü deniz bombardımanları sırasında şehit düşen askerlerimizin mezarlarını göreceksiniz.Burası Mecidiye Tabyasının yeridir.

 Havuzlar Şehitliği- K 40.13230° , D 26.35577° 
Mecidiye Tabyasının yanından asfalt yolu takip ettiğimiz de , birkaç km sonra Havuzlar Şehitliğine varırız.Büyük çınar ağaçlarının gölgesinde denize kıyı bu güzel mekandaki , etrafı duvarlar ile çevrili anıt, havuzlar şehitliğidir.Bu anıt , sadece burada yatan 10 şehide değil, buraya çok yakın Kereviz dere savaşlarında şehit olan 5000 civarındaki askerimizi de temsil etmektedir.Zaten bir süre sonra buraya , Kereviz dere savaşlarının yapıldığı yerden bir çok şehit kemiği toplanarak getirilecek ve toplu olarak Havuzlar civarına defnedilecektir.


 Behramlı Köyü – Alçı tepe Garnizonu 
Havuzlar Şehitliğinden yolumuza devam ettiğimizde , biraz sonra yolun sağ tarafında Yüzbaşı Kemal Bey’in ruhunu teslim ettiği Behramlı köyüne varırız. Buradan yaklaşık 15 dakikalık bir mesafe sonrasında Alçı tepe köyünün girişine geliriz.Köye girmeden önceki sol tarafımızdaki garnizon dikkatimizi çeker.Bu bölge tarihe Kirte savaşları olarak geçen kanlı çarpışmaların odak noktası olmuştur.Düşman bu önemli tepeyi alabilmek için çok uğraşmıştı. Üç büyük Kirte savaşı yapmıştık Onlarla. 1.Kirte’de 8 bin, 2.Kirte’de 10 bin, 3.Kirte’de 15 bin şehit vermiştik ama bu tepeyi vermemiştik düşmana. Bu mevki,burada yaşayan köylülerin çevreden topladıkları,10 bin civarındaki şehit kemiklerini bir araya getirerek gömdükleri yerdir. 


 Saim Mutlu Savaş Anıları Müzesi- K 40.09481° , D 26.22526° 
Çanakkale ziyaretlerimizde devamlı ziyaret ettiğimiz bir yerde bu şirin köy içerisindeki bir bakkal dükkanı. Salim Amca’nın bu ilginç bakkal dükkanında bildiğimiz şeyler bulunmuyor. Aksine burada yığın yığın kurşun ve şarapnel parçası görüyoruz. Bu köye 1936 da yerleşenler 70’lere kadar hurdacılıkla geçinmiş tarlalarındaki savaş artıklarını toplayıp satmışlar. Salim Amca biriktirmiş ve bu müzeyi kurmuş.

 Son Ok Anıtı- K 40.09821° , D 26.22201° 
Alçı tepe Köyüne girdiğimiz yolun sağına , Sargı yerini gösteren tabela yönüne doğru ilerlediğimizde az sonra yolun solunda köy mezarlığı ile karşılaşırız.Mezarlığın yola bakan yanında 3 metreye yakın boyu olan son ok anıtı ile karşılaşırız.Burası Çanakkale savaşlarında önemli bir yere sahip olan ve düşmanın Alçıtepe’yi almak için büyük bir mücadele verdiği Kirte savaşlarının yapıldığı mevkidir.Bu bölgede 1.2.ve son olarak 3.Kirte savaşları ile büyük kayıp verildi.Ama düşman burayı alamadı.Kaçan düşmana son kurşunun atıldığı yer burasıdır. 


 Alçı tepe Köyü- K 40.09669° , D 26.23285° 
Gelibolu Milli Parkı içinde , en rahat konaklama yapabileceğiniz yerlerden biri bu köydür.Gezinizin arasında yarım saatlik bir ihtiyaç ve müzeyi gezme molası verebilirsiniz. 


 Sargı Yeri Şehitliği- K 40.10194° , D 26.22130° 
Son Ok anıtından 2 km kadar sonra Çanakkale Savaşlarının en büyük hastanesi ile karşılaşırız.Burası gözden son derece uzak kuytu bir vadiye kurulmuş olan sargı yeridir.Burası Çanakkale’nin belki en dokunaklı yerlerinden biridir.Bir gecede 18.000 mehmetçiğimiz burada şehit düşmüştür.Bu kadar çok sayıda şehit , ne yazık ki bu dar araziye toplu gömülmek zorunda kalmıştır.Bu nedenle buraları gezerken ayağımızı bastığımız yeri bilerek gezmek son derece önem arz etmektedir.

 Zığındere denilen bu mevki korunaklı yapısı ve gözden uzak duruşu sebebi ile hastaların tedavi edildiği bir yer olarak kullanılmıştır.Hatta bu konumu ile o kadar büyümüştür ki sadece bizim askerlerimizi değil düşman askerlerinin de müştereken kullandıkları bir hoşgörü hastanesi haline gelmiştir.Ama düşman burada da yapacağını yaptı.Çanakkale savaşında bir tek hastane gemisine Osmanlı kurşunu dahi atılmaz iken,cephenin en cehennemi ortamlarında düşmanın yaralılarına şefkatle yaklaşılır iken , düşman sargı yerine karşı acımasız bir saldırı gerçekleştirdi.Hem de kendi askerlerinin orada tedavi olduğunu bile bile.Olay dünya basınında da büyük ses getirmişti ama olan zavallı yaralılarımıza olmuştu. Sargı yerinin bir ilginç yanı da ; Anıtın hemen yanında bulunan selvi ağacıdır.Bu selvi ağacının gövdesi adeta burum burum burulmuş bir vaziyettedir.Bu haliyle de bizlere sanki bir gecede şehit edilen 18.000 askerimizin acılarını hatırlatmakta ve onların bu sıkıntılı durumunu dile getirmektedir. 


 Nuri Yamut Anıtı 
Sargı yerinden sola doğru biraz daha ilerlediğimizde 8 metreyi geçen boyu ile Nuri Yamut anıtı ile karşılaşırız.1943 yılında Gelibolu’da 2.Kolordu Komutanlığına atanan Nuri Yamut Paşanın kendi şahsi mal varlığı ile inşa ettirdiği anıt , çevredeki yüzlerce şehit kemiğinin toplanarak gömülmesi sonrasında bunların üzerine inşa edilmiştir.Burada 10.000 civarında askere ait kemik gömüldüğü belirtilir. 


 Yarbay Hasan Bey Mezarı- K 40.06668° , D 26.22941° 
Geldiğimiz yönden geri dönüyoruz.Sargı yeri ve son ok anıtlarını da geçerek yeniden Alçı tepe köyünün içine giriyoruz.Bu kez geldiğimiz yerden değil, köyün seddülbahir çıkışından yolumuza devam ediyoruz.Köyden çıktıktan yaklaşık 5 dakika sonra yolun sol tarafından toprak bir yolun ayrıldığını göreceğiz.Yol kenarında küçük bir tabela ile ‘’ Kaymakam Hasan Bey’’yazar.Bu torak yolda 5 dakika kadar ilerlediğimizde tarlaların arasından bizlere sanki el sallayan 17.Alay Komutanı Yarbay Hasan Beyin kabri ile karşılaşırız.Hasan Beyin ayak ucuna onunla birlikte ölen köpeği de defnedilmiştir.

 Seddülbahir Şehitliği - K 40.04214° , D 26.18779° 
Yeniden yola çıkıyoruz ve Alçı tepe Köyünün aksi istikametinde ilerliyoruz.Sol taraf Morto Koyu ve Abide Şehitliğine giderken sağ taraf seddülbahir köyü ve Yahya çavuş anıtına gitmektedir.Sağ tarafa devam ederek , az sonra seddülbahir köyüne giriyoruz.Köy tarihi bir kimliğe sahip olan 4.Mehmet döneminden kalma bir kale ile ilk şehitler anıtını barındırıyor.

 İlk Şehitler Anıtı- K 40.04257° , D 26.18898° 
Ortasında çeşme olan bir meydanlıkta yollar yine çatallaşacaktır.Buradan sola saptığımızda az ilerde ilk şehitler anıtı ile karşılaşırız.Burada bulunan şehitlerimiz ilk şehitlerimizdiler,ama Çanakkale savaşının ilk şehitleri değil,onlar 1.Dünya savaşındaki ilk şehitlerimizdir.

 Heles Anıtı- K 40.04575° , D 26.17940° 
Yeniden Seddülbahir köyünün meydanına dönüyoruz.Bu kez Alçı tepe köyü yönünden meydana girdiğimiz taraftan sağa sapıyoruz.Köyün yanından ilerliyoruz ve az sonra tekrar sola dönüyoruz.Karşımızda Çanakkale’de bulunan en büyük İngiliz anıtı var.İngilizlerin 1926 yılında tamamladıkları bu anıt, bu savaşta ölen tüm İngiliz askerlerini sembolize ediyor.

 Seddülbahir Kalesi- K 40.04199° , D 26.18784° Seddülbahir köyünün içine girdiğimizde,tam köy meydanında yol çatallaşıyordu.Biz bu yollardan soldakine,yani ‘’ilk şehitler anıtı’’tabelasının gösterdiği yere doğru gireceğiz.İlk şehitler anıtına gelip anıtın yanındaki yoldan biraz daha ilerlersek tarihi bir yapı olan Seddülbahir Kalesinin arka duvarları ile karşılaşırız.Bu kale boğazdan yabancıların geçmemesi içi bir nevi set olarak inşa edilmiştir. Seddülbahir Kalesi 1.Dünya savaşında büyük faydalara neden olmuş,askerlerin barınmasından cephane muhafazasına kadar birçok konuda kullanılmıştı.Fakat 25 Nisan Ertuğrul Koyu çıkartması sonrasında İngilizler bu kaleyi almak için çok uğraşmışlar ve kale içinde çok kanlı çarpışmalar gerçekleşmiştir. 


 Ezineli Yahya Çavuş Anıtı- K 40.04396° , D 26.18160° 
Şimdi Ertuğrul koyunu kuş bakışı görebilen hakim bir tepeye geliyoruz.Burası 25 nisan sabahı düşman askerlerinin çıkartama yaptıkları önemli yerlerden biri.26.Alaya bağlı 10.Takım askerleri burada düşmanı 24 saatten fazla tutarak bir destan meydana getirmişlerdi.İşte 67 arkadaşı ile Yahya Çavuşun çarpışarak şehit düştükleri yer burası. 
Bir kahraman takım ve de Yahya Çavuştular 
Tam üç alayla burada gönülden vuruştular 
Düşman tümen sanırdı bu şaheser erleri 
ALLAH’ı arzu ettiler akşama kavuştular
(Ç.Valisi Namık MEMİK) 


 Morto Koyu- K 40.05087° , D 26.21534° 
Ezineli Yahya Çavuş anıtı ve Heles Anıtının yanından geriye doğru dönüyoruz.Seddülbahir Köyünü de geride bırakarak az önce yanından geçtiğimiz yol ayrımına geliyoruz.Bu kez soldan düz devam edersek yeniden Alçı tepe Köyüne gitmiş olacağız.Fakat biz sağa Morto Koyu’na doğru dönüyoruz.25 Nisan kara çıkarmasında Fransız askerleri tarafından işgal edilmiş.Burada o kadar çok ölü bırakmışlar o kadar çok kayıp vermişler ki koya Morto(ölü) adını vermek zorunda kalmışlar.Morto koyunu dikkatli gezerseniz suyun içinde hala eriyik halinde maden parçaları bulabilirsiniz.

 Çanakkale’yi gezen gruplar çoğunlukla öğle molasını burada verirler.

 Morto koyuna gelip sırtınızı denize verdiğinizde,tam karşı sırtta göreceğiniz beyaz küle , Fransız anıtının ağaçlar arasındaki bir kısmıdır.Fransızlar 1930 yılında Çanakkale’de toplu gömülen ölülerini tespit edip,bir araya getirmişler ve buraya bir anıt mezarlık yaparak altına defnetmişlerdi. Dikkatinizi çekerim , biz Çanakkale şehitlerimizi bundan tam 30 yıl sonra hatırlayacak ve ilk anıtımızı 1960 yılında açacağız. 


 Çanakkale Şehitler Abidesi- K 40.05152° , D 26.22170° 
Morto Koyuna girdiğimiz yoldan düz devam ettiğimizde Eski Hisarlık tepesine doğru tırmanarak birkaç viraj sonrasında , Çanakkale Şehitler Abidesine geliriz.1960 yılında tamamlanan bu anıt tüm Çanakkale Şehitlerimiz adına inşa edilmiştir. 


 Harp Eserleri Müzesi- K 40.05155° , D 26.22173° 
Çanakkale Şehitler Abidesinin hemen altında yine Çanakkale savaş hatıralarının sergilendiği bir müze mevcuttur.Müzede , savaşta yabancı askerlerin üzerinden çıkan Kur’an-ı Kerim ,Şehit Mektupları vb.bazı özel parçalar mevcuttur. 


 Abide Şehitliği- K 40.05152° , D 26.22170° 
1992 yılında Kültür Bakanlığınca büyük abidenin yanına yapıldı.600 şehidimizin isimleri ile temsili mezarlarının bulunduğu yer , düzenleme bakımından gayet etkileyicidir. 


 Şehitler Abidesi Ziyaretçi Piknik Alanı- K 40.05278° , D 26.21434°

 ÖĞLE SONRASI GEZİ PROGRAMI 


 Sabah erken saatlerde Eceabat’tan başladığımız gezimizde Gelibolu yarımadasının Çanakkale Boğazına bakan kısmından yola çıkarak önce güneye doğru indik,Kilit bahir Kalesi,Seyyid Onbaşı Anıtı ve tabyaların yanından yarımadanın ortalarına geçerek Alçı tepe Köyüne vardık.Oradan yarımadanın burnunda bulunan Yahya Çavuş Anıtının bulunduğu Ertuğrul Koyu ile Morto Koyu ve Abide Şehitliğini ziyaret ettik.Morto Koyunda öğle yemeği arası verdikten sonra şimdi de Gelibolu Yarımadasının Ege Denizi boyunca uzanan kıyı hizasında kuzeye doğru yol alacağız.Morto Koyu kavisinden geri dönüyoruz.Yol biraz sonra Yahya Çavuş anıtı ve Alçı tepe Köyü yönünde ikiye ayrılıyor.Biz Alçı tepe Köyünün bulunduğu sağ tarafa sapıyoruz.Köyün içinden geçtikten sonra sabah Eceabat yönünden köye girdiğimiz yoldan çıkıyoruz.Yaklaşık 5 dakikalık bir yol sonrası , sol tarafa doğru ikinci bir yol ayrılıyor.Buradan Saroz Körfezine doğru uzanan yola sapıyoruz.

 Anzak Koyu- K 40.23854° , D 26.27693° 
Gelibolu yarımadasının Ege kıyılarına paralel olarak yaptığımız bu yolculuk yaklaşık 20 dakika sürüyor.Yol bir kez daha çatallaşacaktır.Sağ tarafa gittiğimiz takdirde Kaba tepe Tanıtma Merkezi ve İstanbul yoluna ulaşırız.Fakat bizler sol tarafa doğru saparak Anzak Koyu ve Anafartalar’a giden yolu takip edeceğiz.Biraz ilerde yol Anzak Koyu ve Anafartalar-Conkbayırı şeklinde ayrılacaktır.Anzak Koyu yönüne saptığımızda kıyı boyunca 3 km.kadar ilerliyoruz.Bu yol üzerinde yabancı mezarlıkları görürüz. Az sonra yolun sol tarafında buranın Anzak Koyu olduğunu gösteren taş levha ile karşılaşırız.Buradan kıyıya yürüdüğümüzde de Anzak Mezarlığı ile karşılaşırız.Sahilden karşı sırtlara bakarsanız Anzakların ne kadar yanlış bir yere çıkartma yaptıklarını görürsünüz.Bu yerler alabildiğine sarptır.Anzak Mezarlığı içinde 3 mezar vardır ki , diğerlerinden farklı olarak yönü Kıble yönüne dönüktür.Bu mezarlar , buralara kandırılarak getirilen ve bize karşı savaşa sokulan Hintli Müslümanlara ait mezarlardır. 
 Karşımızdaki devasa dağ sıralarına bakıyoruz. Düşmanın çakılıp kaldığı yerler işte buralar. Hatta burayı aşabilmek için İngiliz Çörçil’in zehirli gaz kullanma planlarını hatırlıyoruz. Temmuz ayları rüzgar alabildiğine denizden karaya doğru esiyor. Tam sırası demişlerdi. Ama zehirli gazlar Gelibolu önlerine getirildiğinde bu kez rüzgar yön değiştirmiş aradan denize doğru esmeye başlamıştı. Kullanamıyorlardı. Bu ve bunun gibi daha nice akıl almaz olay sonrasında Çörçil,hatıralarına şu cümleleri yazacaktır: -“Biz Çanakkale’de Osmanlılar ile değil, Tanrı ile savaştık ve haliyle de yenildik.

 Damakçı Bayırı Anıtı- K 40.27110° , D 26.29255° 
Yolumuza devam ediyoruz.Birkaç km sonra Anafartalar ovasına giriyoruz.Burada yolun sağında yamaçta bir kitabe görürüz.Üzerinde ‘’Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal 7.Tümen ile 9 Ağustos 1915 günü Damakçılık Bayırına taarruz ederek Anzak ve İngiliz Kolordularından gelecek tehlikeyi önledi yazar. Mestan tepe Şehitlikleri İzlediğimiz yol güzergahından birkaç km sonrasında önümüze gelen çataldan sola sapıp , biraz ilerden sağa saptığımızda şehitlikler ile karşılaşırız.

 Yusufcuktepe Yazıtı – Mestan tepe Yazıtı- K 40.29771° , D 26.29228° Geldiğimiz yoldan geri dönerek Saroz Körfezi yönünde 20 dakika kadar ilerliyoruz.Buradaki kitabe Yusufcuktepe yazıtıdır.yakınında da Mestan tepe yazıtını görürüz. 


 İsmail oğlu tepe Yazıtı 
Üzerinde şöyle yazar ‘’Sivritepe ve Mestan tepe hattında düşmanın taarruz gücü kırıldı.Bu muharebelerde Türkler 8.155 şehit , düşman 19.850 kayıp verdi’’yazar. 


 Kireç tepe Şehitliği ve Kireç tepe Şehitler Anıtı- K 40.33112° , D 26.27933° Bahsettiğimiz yazıtların yanında bu şehitlik ve Atatürk tarafından yaptırılan bir anıt ile karşılaşırız.Bu anıt top mermisi kovanlarının üst üste konulması ile inşa edilmiştir.

 Büyük Kemikli Kitabesi- K 40.31823° , D 26.21944° 
Geldiğimiz yoldan geriye döner ve yolun çatallaştığı noktada sağ tarafa ( Suğla Koyu) doğru ilerlersek yaklaşık 6 km sonra Büyük Kemikli Burnuna varırız.Kıyıdaki gemi iskeleti o günlerden kalma bir çıkartma gemisine aittir.Kitabede şöyle yazar.’’Anafartalar limanına çıkan düşman kuvvetleri,aylar süren muharebelerden sonra Gelibolu Yarımadasındaki Türk savunmasının geçilemeyeceğini anlayarak bu cepheyi boşalttı.


 Bigalı Köyü ve ATATÜRK’ün Kaldığı Ev- K 40.23676° , D 26.35929 Anafartalar köyünden 6 km ilerde Bigalı köyüne geliyoruz.Burada Atatürk’ün karargah olarak kullandığı ev müze olarak ziyarete açıktır. 


57.Alay Şehitliği 
Bir gecede kıpkızıl kan olan tepeler. Tam önümüzde 57. Alay Şehitliği var. Atatürk’ün Miralay rütbesi ile onları düşmana sevk ettiği yer. Ve düşmanı durdurma adına bütün bir alayın şehadeti. Az yukarıda bir uçurumun başında 57.Alay komutanı Hüseyin Avni Paşa’nın kabriyle karşılaşıyoruz. Dualarımız ruhlarına.

 Conkbayırı- K 40.25093° , D 26.30744° 
İşte Çanakkale savaşının en kanlı cephelerinden birinin cereyan mekanı.Düşman burayı almak için çok uğraşmıştı.Conkbayırı hattında durdurulan düşman bir daha ilerleme fırsatı elde edememişti.


Conkbayırı Mehmetçik Anıtı-K 40.25093° , D 26.30744° 
 Bu Anıt Conkbayırı' n daki savaşta hayatını kaybeden Türk askerleri adına inşa edilmiştir. Milli tarihimizin altın bir sayfa olarak betimlendiği Çanakkale Savaşları'nın dönüm noktası olan ve düşmana ilk sillenin vurulduğu Mehmetçik Parkı içersin de yapılan Anıt, tepeyi tümüyle kaplayacak tarzda ve kademeli olarak yükselen beş beton panelden oluşmaktadır. Bu beş panel, ALLAH’a dua eden bir askerin beş parmağını anımsatıp sembolize eder.

 Conkbayırı Anıt Mezarlığı-K 40.25194° , D 26.30819° 
Bu anıtın az ilerisinde ise Conkbayırı Anıt ve Mezarlığı yer alır. Conkbayırı'nda hayatlarını kaybeden 952 Yeni Zellanda'lının anısına yapılmıştır. Conkbayırı, Çanakkale Savaşları’nda en önemli hedeflerden birisidir. Avustralyalılar 25 Nisan çıkartmasının ardından Conkbayırı'na doğru ilerledilerse de karşılarında hiç beklemedikleri büyük bir Komutan ve deha olan Mustafa Kemal Atatürk'ü görünce durmak zorunda kaldılar. 6-10 Ağustos tarihleri arasında yapılan Conkbayırı Savaşlarında Yeni Zelandalılar Conkbayırı'nın en uç noktasını ele geçirmeye çalıştılar, fakat Mustafa Kemal'in başında bulunduğu güçlü savunma karşısında hedeflerine ulaşamadılar.. Ne Liman Von Sanders ne de bir başka komutanın göremediğini, o inanılmaz askeri dehası ile Mustafa Kemal görmüş ve Conkbayırı ile Sarı Bayır'ın ehemmiyetine önem vermişti. Büyük Komutan , "Size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum..." emrini vererek bizlere de uğrunda ölümü dahi düşünülmüş topraklarda yaşamanın önemini açıkça vurgulamıştır.


1994 yılında T.C. Kültür Bakanlığınca Yeni Zelanda Anıtı'nın tam karşısında bulunan ve Atatürk'ün saatinin parçalandığı yere Yeni Zelanda Anıtı kadar heybetli Atatürk'ün Anıtı yaptırılmıştır. Ayrıca Conkbayırı ‘nda Mustafa Kemal’in Gözetleme Yeri’ni ve Nazif Çakmak Anıtı’nı da görebilmek mümkündür.


Kaba tepe Tanıtma Merkezi-K 40.20697° , D 26.28142° 
Burayı da gezdikten sonra sağa yola giriyoruz. Aşağıya kadar indiğimizde Eceabat yol sapağına geliyoruz. Sağımızda bulunan Kaba tepe Tanıtma Merkezi’ni ziyaret edebiliriz. Burası, Çanakkale Savaşları sonrası harp sahasında bulunan çeşitli silah, mermi, giysi, vb. malzemeler ile; Çanakkale Savaşları'nın çeşitli sahnelerini gösterir fotoğrafların sergilendiği bir müzedir.


Not : Biz her ne kadar burasını,güzergahı uzatmamak için gezimizin sonuna koymuş bile olsak,Çanakkale gezisine çıkarken arzu edildiği takdirde öncelikle buraya uğranarak savaş detayları hakkında bilgi alınabilir.

 Akbaş Şehitliği-K 40.23385° , D 26.43723° 
Kaba tepe Tanıtım merkezinden ileriye ,İstanbul’u gösteren tabelaya doğru ilerliyoruz.Yaklaşık 5 dakika sonra yol deniz kıyısından ikinci kez ayrılıyor.Sağa döndüğümüzde 5 km sonra Eceabat’ta olabiliriz.Anadolu yakasından geriye dönecek misafirler bu yolu takip edebilirler.Sol tarafa bakan yol İstanbul’a gitmektedir.Bu yolu takip ettiğimizde 10 km sonra Akbaş Limanına geliriz.Bu limanın hemen karşı tarafında ağaçların arasında Akbaş Şehitliği bulunmaktadır. 
 Çanakkale savaşlarında Akbaş Limanı,yaralı Mehmetçiklerimizin İstanbul’a taşınmasında kullanılıyordu.Halep adlı gemi buradan yaralıları almış tam ayrılacakken düşmanlar tarafından bombalanmıştı.Bu saldırıda ölen 200 civarı yaralı askerimiz işte bu limanın karşısındaki Akbaş Şehitliğine defnedilmiştir.


Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı gezimiz burada bitiyor.

Bir yıl süren Çanakkale savaşı’nda aylarca siperlerde yatan, en kıymetli şeyini canını hiç düşünmeden veren nice şehidimizi saygı ile anıyor ve ruhlarına Fatihalarımızı gönderiyoruz. 


 Çanakkale ve Gelibolu Yarımadası ile ilgili sıkça sorunlan sorular:

 1-) GELİBOLU YARIMADASINA NASIL GİDİLİR ? 
 Eğer ki İzmir yolu üzerinden geliyorsanız Çanakkale- Merkezine girmelisiniz. Yol boyunca gelirken tabelalara dikkat ettiyseniz Çanakkale Feribot iskelesine-K 40.15094° , D 26.40216° kolayca ulaşabilirsiniz. İskeleden kalkan Çanakkale- Eceabat feribotuna binebilirsiniz. Eceabat’a geçince ilçeyi arkanızda bırakıp yarımadayı gezmeye başlayabilirsiniz Bir diğer yol ise; Çanakkale iskelesinde Kilitbahir’e kalkan motorlar var. Bu motorları da tercih edebilirsiniz. Eğer ki İstanbul yolu üzerinden geliyorsanız zaten yolu takip ettiğinizde Gelibolu Yarmadası sınırlarına girmiş oluyorsunuz. Bu yüzden Yarımadayı gezmek için Çanakkale’den feribotla deniz yolculuğu yapmanıza gerek yok.

 2-) YARIMADA’YA ULAŞTIKTAN SONRA GEZİYE NASIL BAŞLAYABİLİRİM(NASIL BİR YOL İZLEYECEĞİM?) 
 Yukarıdaki gezi rehberi çalışmasında da yapıldığı gibi ; Yarımada’yı gezmeye Kilit bahir Kalesi’nden başlayarak devam etmenizi öneririz. Önce 18 Mart 1915 yılında yaşanan deniz zaferini sizlerde yaşayabilirsiniz. Bu yolu devam ederseniz önce yarımadanın güneyini gezmiş olacaksınız.Bir diğer seçeneğiniz ise, Eceabat’a geçerek Kaba tepe Müzesi’nden başlamaktır. Bu yoldan Conkbayırı’na doğru tırmandığınız da ise Yarımada’nın önce kuzeyini gezmiş olursunuz. 


 3-) GEZİYE SAAT KAÇTA BAŞLAMAMIZI TAVSİYE EDERSİNİZ? 
 Yarımada çok geniş bir alana sahip olduğu için ( 33 bin hektarlık alan) sabahın erken saatlerinde geziye başlamanızı öneririz.

 4-) GELİBOLU YARIMDASI’NDA YEME- İÇME İHTİYACIMIZI GİDEREBİLECEĞİMİZ YERLER MEVCUT MU? VARSA NEREDE YAYGINDIRLAR? Yarımadadaki köylerde bakkal, gözleme evleri, küçük restaurantlar mevcuttur. Buralarda bu türden ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz. Ayrıca yanınıza kumanya hazırlayıp parklarda piknik havasında getirdiklerinizi yiyebilirsiniz.

5-) YARIMADAYI GEZERKEN YANIMIZDA ÖZELLİKLE GETİRMEMİZİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ BİR ŞEYLER VAR MI? 
 Fotoğraf makinanızı ve yarımadanın haritasını yanınızda taşımanız, gezdiğiniz yerlerin daha kalıcı olması için faydalı olacaktır. Bunun dışında aracınızda bol yakıt olması tavsiyemizdir. Çünkü Yarımada çok da fazla benzin istasyonu bulunmamaktadır.

 6-) GELİBOLU YARIMADASI’NA KONAKLAMALI BİR GEZİ DÜŞÜNSEK FİKRİNİZ NE OLUR? 
Yarımadaya ulaşımın kolay olabileceği veya zevkinize ve bütçeniz uygun Çanakkale-Merkez, Güzelyalı, Assos, Gelibolu, Eceabat’taki otellerden birini tercih edebilirsiniz.

 7-) GELİBOLU YARIMADASINDA İHTİYAÇ DUYABİLECEĞİMİZ ÖNEMLİ TELEFONLAR NELERDİR? 
Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü : 0286 21750 12 – 217 37 91 Çanakkale Turizm Danışma Bürosu 0286 217 11 87 
Çanakkale Turizm Tanıtma Derneği 0286 213 66 99 
Çanakkale Turizm Polisi 0286 217 52 60- 217 5376 
Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü 0286 217 52 62 
Çanakkale Valiliği 0286 217 12 34 
Eceabat Kaymakamlık 0286 814 10 01 
Eceabat Jandarma 0286 814 10 05 
Eceabat Sağlık Ocağı 0286 814 10 24 
Eceabat Milli Park 0286 814 11 28 
Eceabat Milli Park Tesisleri 0286 814 14 48 
Eceabat Milli Park Restaurant 0286 814 14 48 
Gelibolu Ana Tanıtım Merkezi 0286 814 30 70

 Gelibolu Yarımadası'nda gezebileceğiniz müzeler:

 Çanakkale Şehitleri Anıtı ve Harp Müzesi-K 40.05155° , D 26.22173° 
Yer: Seddülbahir Köyü Morto Koyu Çanakkale Tel: 0286 862 00 82 Açık olduğu saatler: 08: 00 - 17: 00 ( pazartesileri kapalıdır. Giriş ücretlidir.)
  
 Kaba tepe Müzesi-K 40.20697° , D 26.28142° 
Yer: Kaba tepe Çanakkale Tel: 0286 814 12 97 Açık olduğu saatler: 08:00 - 17:00 (pazartesileri kapalıdır. Giriş ücretlidir.) 
  
Salim Mutlu Müzesi-K 40.09481° , D 26.22526° 
 Yer: Alçı tepe Köyü Tel: 0286 844 61 35 Açık olduğu saatler: 08:00- 1700 (her gün) Ücretsizdir.

 Alçı tepe Çanakkale Savaşları Galerisi 
 Yer: Alçı tepe Köyü Açık olduğu günler: 08:00- 17:00 (her gün)
  
Seddülbahir Çanakkale Savaşları Galerisi 
 Yer: Seddülbahir Köyü Çanakkale Açık olduğu saatler: 08:00- 17:00 (her gün)


 Çam yayla Atatürk Evi Müzesi 
 Yer : Bigalı Köyü Çanakkale Tel: 0286 834 72 72 Açık olduğu saatler: 09:00 – 18
Gelibolu Ana Tanıtım Merkezi 
 Yer: Kilye Koyu Tel: 0286 814 30 70 Açık olduğu saatler: 08:00 – 18:00 (her gün ) Giriş ücretsizdir.

 Bu müzelerden Salim Mutlu Müzesi, Seddülbahir Galeriye ve Alçı tepe Galeriye özel müzelerdir. 
Diğer müzeler ise Çevre ve Orman Bakanlığı Milli Park Müdürlükleri’ne bağlıdır.


Çanakkale savaşı’nda aylarca siperlerde yatan, en kıymetli şeyini canını hiç düşünmeden veren nice şehidimizi saygı ile anıyor ve ruhlarına Fatihalarımızı gönderiyoruz.

 Kaynaklar: Çanakkale Gelibolu Yarımadası Gezi Rehberi-Talha UĞURLUEL  ve ben Levent ERKOÇ





devamı »