Dün akşam yatmam gece 2'yi bulduğundan,bu sabah kızımın hadi babacığım kahvaltı hazır diyen tatlı sesi ile gözümü zor açtım.
Aslında güne erken başlamayı seven bir insanım.Erken başladığımda günü daha dolu geçirdiğime inanıyorum.
Neyse bu gün biraz geciktik işte.
Niloş ve çocuklar ile kahvaltımızı tamamlayıp tam gazetemi elime almıştım ki,kızımın hadi baba oyun oynayacağız diyen ısrarları başladı.Kem küm hık mık demeye kalmadan kendimi fıstıkcığımın odasında buldum.Ne mi oynadık?Her zamanki gibi evcilik.Fakat ne hikmetse hep ben Anne oluyorum,kendisi abla ve bir de elime bir bebek tutuşturuyor oda kardeşi oluyor.Neler yapmıyoruz ki.Bebeğe oyuncak tencere ile makarnalar pişiriyoruz,köfteler yapıyoruz.Eee tatlısız olurmu bir de sütlaç yapıyoruz.Sözde yemekler hazır olunca ,oturup plastik tabakların içinde plastik kaşıklar ile onları yiyoruz.Bu oynadığımız oyun sırasında kızıma bakıyorumda kendini nasıl oyuna veriyor,kaptırıyor sanki gerçek gibi yaşıyor oyunu.
Bazen bu oyundan sıkılsam da hemen pedagogların yazdıkları aklıma geliyor.
Ne diyor pedagoglar :
''Babanın çocukla evde oyun oynaması, gerektiğinde yemek yedirmesi, masal okuyarak çocuğu uyutması, dışarıya gezmeye götürmesi gibi birlikte yapılan pek çok şey çocuğa özgüven kazandıracaktır. Babanın yakın ilgisiyle büyüyen çocuklar bedenen daha sağlıklı, insanlarla daha rahat iletişim kurabilen, daha kendine güvenli bireyler olurlar.''
E bizde öyle yapıyoruz işte.Şimdi bilen arkadaşlarım soruyordur "ERKOÇ habire Zeynep'ten bahsettin peki Ağabeyi Burak ile ne yapıyorsun?"
Sevgili dostlarım ,Burak daha anneci oldu ve Niloş'a yatkın oldu.Elbette ki onunla da mümkün olduğunca vakit geçirmeye çalışıyorum ama büyüklerimizin dediği gibi erkek çocuk daha Anneye düşkün kız çocuklar da Baba'ya daha düşkün oluyorlarmış gerçekten.
Amaaaan benim de hoşuma gidiyor doğrusu.Çünki magazin haberlerin de kim kimin ile görülmüş,hayranları ne demiş,neden gece girdiği barın arka kapısından kaçar gibi çıkmış(neee öylemi olmuş gerçekten) Beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor.Birde Türk dizilerindeki ağlak suratlı insanları seyretmektense , kızımla birlikte caillo'yu , şirinleri seyretmek,oğlumla da discovery channel'da belgeselleri izlemek daha çok hoşuma gidiyor.
Onu da seyrettikten sonra biraz da kendim ile ilgileneyim dedim ve geçtim bilgisayarım başına , bloğum ile ilgili düzenlemeler yaptım,diğer blog arkadaşlarımın yazılarına göz gezdirdim.
Sonrada ne zamandır kütüphanemde duran ve okunmayı bekleyen Engin GEÇTAN'ın İnsan Olmak isimli kitabını aldım elime.Kitaptan kısa bir bölüm:"İkinci Dünya Savaşından bu yana geçen süre içinde çağdaş toplumlar kendine özgü bir olguyu da birlikte getirmiştir. İnsan eskisinden çok daha fazla insanla, çok daha kısa süreli, daha yüzeysel ilişkiler kurma eğilimindedir. Bu, soğuk bir günde karşılaşan bir grup kirpinin öyküsüne benzer. Kirpiler ısınabilmek için birbirine sokulurlar, ama dikenleri birbirine batar. Birbirlerinden ayrıldıklarında ise soğuktan rahatsız olurlar. İleri geri hareket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar. Çağdaş toplumlarda incinmek ve diğerlerini incitmek eskiden olduğundan daha kolay. İnsanlar birbirleriyle eskisine oranla daha çeşitli biçimlerde ilişki kuruyorlar. Bunun sonucu kendimizi koruyacak savunma sistemleri geliştiriyoruz, incinmemek için diğer insanlara tereddütle yaklaşıyoruz." ''Kitap ile ilgili detaylara burdan bakabilirsiniz.
İşte özellikle çocuklarım ile birlikte olduğum bir pazar günüm de böyle güzellikler ile geçti çok şükür.
